11.08.2021
İŞLETMELER İÇİN NASIL VE NEDEN ÖNCELİKLİ BİR KONU OLDU?
İnsan haklarına ve çevreye saygı gösterme sorumluluğu; faaliyet bölgeleri, büyüklükleri ve hizmet alanlarından bağımsız olarak tüm şirketlerden beklenen evrensel bir yönetim standardıdır. Bu kapsamda, uluslararası kuruluşlar tarafından yayınlananlar başta olmak üzere, şirketlerin bu alandaki görev ve sorumluluklarını belirleyen birçok çalışma bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler “İş Dünyası ve İnsan Haklarına Dair Rehber İlkeleri (UNGP)”, “OECD Sorumlu İş Davranışı Durum Tespiti Kılavuzu” ve “ILO Çokuluslu İşletmeler ve Sosyal Politikaya İlişkin İlkeler Üçlü Bildirgesi” şirketlerin insan hakları ve çevre kapsamındaki sorumluluklarının altını çizen girişimlerden başlıcalarıdır.
Yaklaşık 1,5 senedir küresel olarak mücadele ettiğimiz Covid-19 salgını, şirketlerin değer zincirlerindeki güvenlik açıklarını, küresel ticari operasyonların kırılganlıklarını ve bu sorunları ele almada gönüllü kurumsal eylemin zayıflığını ortaya çıkarmıştır. Salgın sırasında, dünya çapında milyonlarca işçi kurumsal yetersizliklerin sonuçlarından olumsuz bir şekilde etkilenirken, bahse konu olan şirketler insan hakları ve çalışan hakları noktasında sınıfta kalmışlardır.
Geçtiğimiz yıl yapılan çalışmalarda, Covid-19 salgınının bahsi geçen etkileri ve özellikle sivil toplum kuruluşlarının aktif çalışmaları ve baskılarının da sonucu olarak, şirketlerin sadece kendi bünyelerindeki değil tedarik zincirlerindeki insan haklarına yönelik sorunları da tespit etme eğilimine girdikleri görülmektedir. Ancak, bu eğilim yeterli seviyede değildir. Geçtiğimiz yıl Corporate Human Rights Benchmark tarafından yürütülen araştırmada, dünyanın önde gelen şirketlerinin neredeyse yarısı (%46,2), tedarik zincirlerindeki insan hakları sorunlarını belirleme, hafifletme ve çözme konularında başarısız olarak değerlendirilmiştir.
Şirketlerin yanı sıra devletler de bu konuda daha belirgin adımlar atmaya yönelmiştir. İklim değişikliğinin finansal bir risk olarak da anlaşılmasına yanıt niteliğinde, ABD Başkanı Joseph R. Biden geçtiğimiz aylarda bir yürütme emri yayınlayarak yetkililerden 2021 sonbaharına kadar iklimle ilgili finansal riskin nasıl ele alınacağına dair raporlar sunmalarını istemiştir. Bu yürütme emri, daha geniş toplumsal değerleri finansal karar alma sürecine dahil etmeyi amaçlayan çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim (ESG) uygulamalarına yönelik ilgiyi yansıtmaktadır.
Avrupa Birliği’nde ise, 29 Nisan 2020 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun zorunlu kurumsal çevre ve insan hakları durum tespiti için kurallar getirmeyi taahhüt etmesi sonrasında, durum tespiti gerekliliklerini düzenlemek için çalışmalar yürütülmeye başlanmış ve ilgili direktifin 2021 yılında hayata geçirileceği duyurulmuştur. Avrupa Sürdürülebilir Kurumsal Yönetim Girişimi kapsamında ele alınacak ve sonbaharda yayınlanacak olan direktifin, şirketlerin insan haklarına ve çevreye saygı duymasını zorunlu kılacağı belirtilmektedir. Bahsi geçen direktif, şirketlerin tedarik zincirlerinde insan hakları, çevre ve iyi yönetişim üzerindeki potansiyel veya mevcut olumsuz etkileri önlemeyi hedeflemekte olup AB’de yerleşik işletmelerin yanı sıra AB’de iş yapan AB dışındaki işletmeler için de geçerli olacaktır.
UNGP ve OECD ÇUİ Kılavuzlarına dayalı zorunlu durum tespiti yönündeki ivme, dünya çapında hükümetler, şirketler, yatırımcılar ve sivil toplum arasında büyümektedir. Düzenleme, bazı Avrupa ülkelerinde halihazırda uygulanmakta veya tartışılmakta olup bölgesel uyumun yolunu açmaktadır.
Bahse konu süreç AB Yeşil Mutabakatı kapsamında değerlendirilmiş ve bütüncül bir yaklaşım ile Mutabakat’ın eylem planı takviminde önemli bir gündem maddesi olarak yerini almıştır. Bu süreç öncesinde AB, işletmelerin insan hakları yükümlülükleri kapsamında farklı çalışmalara imza atmıştır. Gerek ulusal yasal düzenlemeler gerekse Finansal Olmayan Raporlama Direktifi ile kurumlara insan hakları riskleri ve önlemlerine ilişkin çalışmalarını duyurmaları yönünde gereklilikler tanımlanmıştır.
AB’de Konuyla İlgili Yasal Düzenlemeler
AB’de bu alanda hayata geçirilen önde başlıca düzenlemeler aşağıda sıralanmaktadır.
Ulusal Düzeyde Durum Tespiti Mevzuatları
Bu alanda öne çıkan bazı ulusal düzenlemeler şunlardır:AB’de ve AB dışı ülkelerde zorunlu durum tespiti mevzuatı kapsamında örnek teşkil edebilecek farklı yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak bu düzenlemeler belirli bir sektöre veya çocuk işçiliği gibi belirli insan hakları ihlallerine odaklanmaktadır. Sektör ve konu bağımsız şekilde ele alınan iki ulusal mevzuat örneği bulunmaktadır. Bunlardan ilki Fransa’da 2017 yılı Mart ayında kabul edilen “Duty of Vigilance”dır. Bu yasa ile (Fransa'da 5.000'den fazla veya dünyada 10.000'den fazla çalışanı bulunan) Fransız şirketlerinin ihtiyatlı olma, riskleri belirleme, makul ihtiyat tedbirleri alma, bu tedbirleri etkili bir şekilde uygulama ve yayınlama konusundaki yükümlülükleri çerçevelenmiştir.
Almanya’da ise bu sene kabul edilen ve 2023 yılında yürürlüğe girecek olan Tedarik Zinciri Kanunu, ilk yılında sadece 3.000’den fazla çalışanı olan şirketler için geçerli olacak ve 2024 yılından itibaren 1.000’den fazla çalışanı olan tüm şirketleri kapsayacaktır. Bu kanun, şirketlerin tedarik zincirlerindeki mevcut insan hakları ihlallerini ortadan kaldıran ve potansiyel insan hakları risklerini de önleyici adımlar atmalarını gerekli kılacaktır.
Yukarıda özetlendiği gibi, aşağıda listelenen faktörler, şirketlerin uygun insan hakları durum tespiti süreçlerine sahip olmasının artık her zamankinden daha önemli olduğuna işaret etmektedir.
Adım Atma ve Karar Verme Zamanı
AB’deki işletmeler, AB çapında uygulanacak bu düzenlemeye hazırlık sağlamak üzere çalışmalarını yürütmektedirler. Sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konularında lider konumda olmak isteyen AB, hayata geçireceği bu direktif ile muhtemelen dünya çapında daha fazla düzenleyici gelişmeyi tetikleyecektir.
Türkiye perspektifinden bakıldığında önerilen direktif, AB ortak pazarında mal ve hizmet satan işletmeler için geçerli olacağından, ihracatçılarımızı da kapsayacak ve etkilerini Türk şirketleri üzerinde gösterecektir. Şirketlerin, şeffaflık ilkesine uygun hareket ederek insan hakları ve çevre üzerine olan etkilerini paylaşmaları ve etkilerini azaltmaya yönelik planlar geliştirmeleri beklenecektir. Bu kapsamda, insan hakları ihlallerine yönelik risklerin erken tespit edilmesi ve risklerden kaçınmak için makul adımların atılması, insan hakları ihlallerinin meydana gelmesini en baştan önleyebilecektir.
Diğer yandan, şirketlerin insan hakları ve çevresel durum tespiti yapmaları için bir dizi yasal olmayan teşvik de söz konusudur. Özellikle itibar riskleri, yatırımcı gereksinimleri ve tüketici beklentileri; şirketlerin bu alana yatırım yapmaları konusunda bahsi geçen direktifin dışında rol oynayan önemli faktörlerdir. Küresel rekabet ortamında kurumsal değerler, ekonomik değerler kadar önemli hale gelerek rekabet açısından belirleyici olabilmektedir. Kurumsal değerlerin başında gelen itibar, kurumun paydaşları ile olan ilişkilerinde stratejik bir anlam ifade etmekte ve bu paydaşlar nezdinde farklılaşmada önemli bir rol üstlenmektedir.1.Dolayısıyla kurumsal itibar, karşılaşılabilecek tüm risklerden etkilenebilmektedir. Bu kapsamda şirketler; itibarlarını, yatırımcı ve paydaş ilişkilerini etkileyecek bu risklerle mücadele etmek için stratejik bir bakış açısıyla kurumun tüm fonksiyonlarını kapsayan sistemli çalışmalar gerçekleştirmeli ve durum tespit çalışmalarına öncelik vermelidir.