x
x
GERİ

KARBON VERGİSİ VE EMİSYON TİCARET SİSTEMİ

KARBON VERGİSİ VE EMİSYON TİCARET SİSTEMİ

17.08.2021

Fosil yakıt kullanımı, arazi kullanımı, endüstriyel prosesler, tarım ve hayvancılık gibi insan faaliyetleri sonucunda sera gazı emisyonları artıyor ve bu durum sıcaklıkların yükselmesine neden oluyor. Bunun en önemli sonuçlarının başında ekstrem iklim ve hava olayları geliyor. Atmosfer, okyanuslar, denizler, buzullar da dahil olmak üzere tüm iklim sisteminde değişiklikler meydana geliyor.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin 6. değerlendirme raporuna göre, iklim krizi eşi benzeri görülmemiş seviyede artarak devam ediyor ve okyanuslarda, buzullarda meydana gelen değişiklikler gibi bazı gelişmeler geri döndürülemez seviyeye ulaşmış durumda. Yayınlanan raporda beş farklı senaryoya yer veriliyor ve istisnasız olarak çalışılan tüm senaryolarda 2050 yılına kadar küresel ortalama sıcaklığın 1,5 oC’nin üzerine çıkacağı belirtiliyor. En iyimser senaryo gerçekleşse, emisyonlar önemli oranda azaltılıp 2050 yılında net sıfır emisyon hedefi yakalansa bile, küresel ortalama sıcaklığın 1,5 oC’nin az üzerinde tutulabileceği öngörülüyor.

2019 sonunda Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı yayınlayan ve 2020 ortasında uygulama eylemlerini belirginleştirmeye başlayan Avrupa Birliği (AB), 2021’de çıkardığı İklim Yasası ile iklim krizine karşı mücadele etmek için önemli bir adım attı. Bu düzenleme ile AB, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarının en az %55 oranında azaltılması (1990 yılına kıyasla) ve 2050 yılında karbon nötr olunması konularında uzlaştığını duyurdu. İklim Yasası’na göre AB kurumları ve üye devletler, hedefe ulaşmak için bir bütün olarak hem AB seviyesinde hem de ulusal düzeyde gerekli önlemleri almakla yükümlü. 2030 ve 2050 hedeflerine ek olarak, İklim Yasası aynı zamanda AB’nin karbon yutaklarının geliştirilmesi, 2040 iklim hedefi belirlenmesi, 2050 yılından sonra negatif emisyon taahhüdü verilmesi gibi unsurları da kapsıyor. İklim kriziyle mücadele etmek ve İklim Yasası’nın gereklerini yerine getirmek amacıyla, AB’nin karbon kaçağı ile mücadele planları hazırlayıp hem emisyon ticaret sistemi (ETS) hem de karbon vergisi ile etkili önlemler alması gerekiyor.

Karbon vergisi ve emisyon ticaret sistemi karbon fiyatlandırması için tanımlanan iki farklı piyasa aracı olarak karşımıza çıkıyor. İklim krizine neden olan karbondioksit ve diğer sera gazlarının azaltılması hedefi doğrultusunda geliştirilen karbon vergisi ve emisyon ticaret sistemi, halihazırda birçok ülkede uygulanıyor ve bu iki piyasa aracı birbirlerini tamamlayıcı nitelik taşıyor. Hem ETS hem de karbon vergisi; sera gazı emisyonlarını azaltırken, üreticilerin, tüketicilerin ve yatırımcıların davranışları üzerinden çevresel, ekonomik ve sosyal fayda sağlamak ve iklimle ilgili çalışmalar veya diğer alanlara yapılan kamu harcamalarını desteklemek için kullanılacak bir devlet geliri sağlama amacını taşıyor.

Karbon vergisi, karbon emisyonuna yol açan fosil yakıtların karbon ve eşdeğer karbon içeriğine göre vergilendirilmesini esas alıyor. Karbon vergisinin uygulandığı ülkelerde üreticiler ve/veya kuruluşlar, faaliyetleri dolayısıyla sebep oldukları sera gazı emisyonlarının ve çevreye verdikleri zararın tazminatı olarak belirlenen vergi miktarını ödemekle yükümlü. Karbon vergisi, ETS’den farklı olarak devletin karbon fiyatını ve piyasadaki emisyonların miktarını belirlediği bir sistem.

AB’deki ETS, üye ülkelerin yanı sıra İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç dahil olmak üzere toplam 31 ülkede yaklaşık 11.000 tesisi ve bu ülkelerdeki havacılık faaliyetlerini kapsıyor. AB ETS içerisinde; elektrik ve ısı üretimi (CO2), petrol rafinerileri, demir çelik, alüminyum, metal, çimento, kireç, cam, seramik, kâğıt hamuru, kâğıt, karton, asit ve dökme organik kimyasalların üretimi dahil enerji yoğun endüstri sektörleri (CO2), ticari havacılık (CO2), nitrik asit, adipik asit ve glioksilik asit ve glioksal üretimi (N2O) ve alüminyum üretimi (Perflorokarbonlar) yer alıyor. AB sera gazı emisyonlarının yaklaşık %41’i ETS kapsamında. ETS kapsamı içerisinde yer alan tesislerden kaynaklı emisyonlara her yıl üst sınır değeri belirleniyor. Bu sınır değer içinde, tesislere her yıl belirli miktarda sera gazı emisyonu tahsisi yapılıyor. Tahsis edilen değerin üzerinde emisyonu olan tesislerin fazlalık miktarı kadar karbon kredisini temin etmesi gerekiyor. Sınır değerden daha az emisyon üreten tesisler ise ihtiyaç fazlası karbon kredilerini satabiliyor. Yukarıda belirtilen sektörlerdeki şirketler için AB ETS’ye katılım zorunluluğu bulunuyor. Fakat, bazı sektörlerde yer alan şirketlerin sera gazı emisyonu ve yakma tesisleri açısından belirli bir büyüklüğün üzerinde olması gerekiyor.

2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını %55 oranında azaltmak için AB iklim ve enerji politikasını tamamen revize ediyor ve bu kapsamda geçtiğimiz haftalarda Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın önemli bir parçası olan “Fit for 55” paketini yayınladı. Paketin içerisinde; sınırda karbon mekanizması, AB ETS, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği konuları da bulunuyor. AB, bu pakette 2030 hedefine ulaşmak için daha keskin önlemler almanın gerekli olduğunu düşünerek, deniz taşımacılığından kaynaklanan emisyonları mevcut ETS’ye dahil etmeyi, havacılık faaliyetlerinin kapsamını ise genişletmeyi öneriyor. AB ayrıca karayolu taşımacılığı ve binalardan kaynaklanan emisyonlarını ise yeni bir emisyon ticaret sisteminde değerlendirmeyi tavsiye ediyor.

Karbon vergisi ve ETS gibi girişimlerle iç ve dış ticarette yakın zamanda önemli bir unsur haline gelecek olan sera gazı emisyonu, ülkelerin ortaya koyduğu hedefler ile yeni bir ekonomik düzeni ve rekabet ortamını beraberinde getirecek. Dünya genelinde karbon emisyonlarını azaltma hedefi olan ve aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 110 ülke bulunuyor. AB gibi karbon azaltım hedefini yasal olarak bağlayıcı hale getiren ülkeler arasında Birleşik Krallık, Japonya, Çin, Güney Kore ve Yeni Zelanda bulunuyor. Söz konusu ülkelerdeki yasal bağlayıcılıktan dolayı, şirketlerin, üretim veya ithalat faaliyetlerini sera gazı emisyonu konusunda sıkı kuralları bulunmayan coğrafyalara kaydırma olasılığı bulunuyor. Bu durum “karbon kaçağı” olarak tanımlanıyor. Bazı firmalar iklim değişikliği ile mücadele kapsamında doğacak maliyetlerden kaçınmak için bu yolu tercih ediyor ve bundan sonra etmeye de eğilimli gözüküyor. Fakat bu durum, küresel ölçekte atmosfere salınan sera gazı emisyonlarında hedeflenen azalmaya olumlu bir katkı sunmuyor. Bu firmalar kendi maliyetlerini azaltmak için daha önce faaliyet gösterdikleri ülkelerde artık üretime devam etmeyerek sosyal ve ekonomik tahribata da yol açıyor. AB, sera gazı emisyonlarını azaltmaya çalışırken karbon kaçağı ile mücadeleyi de önemsiyor ve bu kapsamda etkili bir araç olarak değerlendirilen sınırda karbon düzenleme mekanizmasını (karbon vergisini) uygulamak için hazırlanıyor.

Türkiye’nin dış ticareti içerisindeki konumuna bakıldığında, ticari ilişki kurulan ülkeler/bölgeler arasında AB ön sıralarda yer alıyor. Bunun yanı sıra, Türkiye AB adayı ve katılım müzakereleri yürüten bir ülke konumunda. Bu sebeple, Türkiye birçok alanda AB mevzuatına uyum çalışmalarını sürdürüyor. Tüm bu faktörlerden dolayı AB’de İklim Yasası ve Yeşil Mutabakat kapsamında yapılan yeni düzenlemelerin Türkiye’yi hem çevresel hem de ekonomik olarak etkileyeceği görülüyor.

Türkiye’de 2013’ten bu yana PMR (Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı, Partnership for Market Readiness) projesi yürütülüyor. İklim değişikliğine yönelik mevzuatsal altyapının geliştirilmesi ve karbon piyasalarının oluşturulması için teknik destek sağlanmasını içeren bu projede AB’dekine benzer şekilde ve karbon ticaretine imkân veren pilot ETS uygulamasının test aşamaları gerçekleştirilmiş ve bununla ilgili taslak yönetmelik oluşturulmuş durumda. Eğer emisyonlar Türkiye sınırları içerisinde fiyatlandırılırsa ve Yeşil Mutabakat ile uyumlu olacak şekilde hareket edilirse, Türkiye firmaları AB’de ilave bir vergi ya da fiyatlandırmaya da tabi olmayacak. Diğer yandan, Türkiye’de AB ile uyumlu bir ETS sistemi kurulmadığı takdirde, kapsama giren ve AB’ye ihracat yapan Türk firmaları AB’nin uygulayacağı karbon vergisini ödemekle yükümlü olabilecekler. Bu konudaki uygulamanın nasıl olacağı ve nereye doğru evrileceği AB’nin Dünya Ticaret Örgütü’nde yürüteceği müzakerelere bağlı; ancak görünen o ki Türkiye de karbon salımını fiyatlayan bir rejim geliştirmeye giderek daha fazla yaklaşıyor.