x
x
GERİ

İKLİM KRİZİ NEDENİYLE YERİNDEN OLANLAR: İKLİM MÜLTECİLERİ

İKLİM KRİZİ NEDENİYLE YERİNDEN OLANLAR: İKLİM MÜLTECİLERİ

22.11.2022

İklim krizinin etkilerinden dünya nüfusunun tamamı zarar görüyor. Ancak “kırılgan” toplumlar iklim ile birlikte hızla değişen koşullardan katbekat daha fazla etkileniyor ve hatta zaman zaman yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalıyor. Hayatımıza iklim krizi ile birlikte giren “iklim mültecileri” kavramı; iklim kaynaklı afetler nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalan insanları, bir diğer ifadeyle iklim değişikliğinin görünmeyen mağdurlarını ifade ediyor.1

Günümüzde, iklim krizinin etkileri -hava kirliliği, artan sıcaklıklar, su kıtlığı, çölleşme, ani hava olayları, sel baskınları, tarıma elverişli toprakların kalitesinin azalması, ekinlerin yüksek sıcaklıklar ile başa çıkmasının zorlaşması, balıkçılık ve hayvancılık faaliyetlerinde karşılaşılan zorluklar- nedeniyle evini terk etmek zorunda kalan milyonlarca iklim mültecisi var.2 Ayrıca iklim değişiklinden kaynaklanan aşırı hava olayları yaşam alanlarına zarar vermekle kalmıyor, insanları temel ihtiyaçlarını karşılamaktan mahrum bırakıyor. Örnek vermek gerekirse, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde birçok insan daha önce görülmemiş ölçekte kuraklık nedeniyle gıdaya ve temiz suya erişim problemi yaşıyor. Bu nedenle iklim krizi yalnızca doğal çevreyi bozmakla kalmayarak bir insanlık krizine dönüşüyor.3

İklim krizine bağlı felaketler nedeniyle ülkelerinden ayrılanların yanı sıra, ülke sınırları içinde yer değiştirenlerin sayısı 2021 yılında 59,1 milyon olarak raporlandı. Bunun içinde iklim değişikliği kaynaklı felaketlere bağlı olarak göç eden insanların sayısı ise 23.7 milyondur.5 Bir diğer ifadeyle, fırtına ve sel baskını gibi evlerin ve altyapıların yıkımına neden olan, kuraklık gibi tarımsal faaliyetlerden elde edilen ekonomik geliri kısıtlayan, su kıtlığı gibi temel insani ihtiyaçların karşılanmasını zorlaştıran durumlardan dolayı her yıl milyonlarca insan yeni yaşam alanlarına doğru göç ediyor. UNHRC’ye göre, iklim krizinin etkilerine çatışmalar, savaşlar ve insan hakları ihlalleri de eklendiğinde, yalnızca 2021 yılında, dünya çapında evini terk etmek zorunda kalan insanların sayısı 100 milyonu buluyor.5

İklim krizi, hayatta kalabilmek için “kırılgan” kesimleri başka yaşam alanları aramaya itiyor. “İklim mültecileri” mülteci kamplarında veya yerleşebildikleri köy ya da şehirlerde kötü koşullarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Ancak iklim krizinin etkilerinden kaçan insanlar yerleştikleri mülteci kamplarının koşullarının yetersizliği nedeniyle tekrar felaketler ile karşılaşabiliyor. Örneğin, Temmuz 2021’de Bangladeş’te etkili olan şiddetli muson yağmurlarının yol açtığı sel sonucunda Arakanlı mültecilerin kaldığı dünyanın en büyük mülteci kampı olan Kutupalong kampında 200.000 kişi mahsur kaldı, 15 Bangladeşli hayatını kaybetti.6 Ocak 2021’de Suriye’de yaşanan aşırı yağışlar ve ardından oluşan sel nedeniyle İdlib’deki mülteci kampında ciddi hasarlar meydana geldi. Save the Children verilerine göre Suriye’de yaşanan bu felaketten en az 41.200 kişi etkilenirken 2.558 çadır zarar gördü ve bir çocuk da hayatını kaybetti.7 Yaşanan bu felaketlerin ardından “ikim mültecilerinin” temiz suya ve güvenli gıdaya erişimlerinin daha da zorlaştığı, hijyen ve sağlık koşullarının kötüleştiği ve çocukların eğitim hizmetlerine erişiminin kısıtlandığı, yani kırılganlığının giderek daha da arttığı biliniyor.

Diğer yandan, kamp alanlarına değil de başka şehirlere göç eden iklim mağdurlarının yerleştikleri yeni bölgelerde ekonomik hayata dahil olarak gelir elde etmek konusunda sıkıntılar yaşadığı görülüyor. Bunun yanı sıra, plansız yerleşimlerle şehirlerde iklim etkilerine maruz kalma olasılığı yüksek yerlere, örneğin dere yataklarına yerleşen ve dayanıksız binalarda barınan “iklim mültecileri”, yeni yaşam alanlarında da aşırı hava olaylarından en fazla etkilenenler haline geliyor. Mevcut altyapıları ile kaldırabilecekleri nüfustan daha fazla nüfusu barındırmak zorunda kalan şehirlerde ise sürdürülebilirlik performansı düşüyor.

İnsanların iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kalması, göç ettikleri yerlerdeki kıt kaynaklar üzerinde rekabeti şiddetlendirebiliyor. Azalan doğal kaynaklar üzerindeki çekişme, göç edenler ile yerel topluluklar arasında çatışmalara neden olabiliyor. Diğer bir ifadeyle, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle doğal kaynaklar, arazi hakları, gıda ve su için rekabetin artması; “ikim mültecileri” ve onların gittiği yerdeki yerel toplumlar arasındaki ilişkileri kötüleştirebiliyor. Nitekim, Çad’da yaşayan 300.000 Sudanlı mülteci, sınırlı gıda ve su kaynağının çoğunu tükettikleri gerekçesiyle yerel halk tarafından öfkeyle karşılandı.8 Bu gibi durumlar, çeşitli sosyal sorunlara ilave olarak göç eden grupların ekonomik kalkınmaya yeterince destek verememesi ve kaynakların kıtlığı nedeniyle ekonomik problemlere de yol açıyor. Çünkü yalnızca evlerini değil işlerini de terk eden “iklim mültecileri”, göç ettikleri yeni bölgelerin ekonomik hayatına katılmakta zorluklar yaşıyor.

Dünyadaki yoksul kesimlerin çevresel ayak izlerinin görece az olmasına rağmen iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden daha çok zarar gördükleri aşikâr. Günümüzde sürdürülebilir kalkınmadaki başarısızlık, evini terk edip yeni yaşam alanı arayan insan nüfusunu artırıyor. Madalyonun diğer yüzüne bakılırsa, sayısı artan “iklim mültecileri” ve göçle birlikte ortaya çıkan sosyo-ekonomik sorunlar sürdürülebilir kalkınmayı sekteye uğratıyor.

Ülkelerin karar mercileri ve uluslararası yardım kuruluşları yer değiştirmek zorunda kalan “iklim mültecilerinin” mağduriyetlerini gidermek ve göç ettikleri bölgelerde yaşadıkları zorlukları en aza indirmek için sistematik ve köklü çözümler üretmelidir. Şehirlerde, felaketler nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalmış insanların planlı yerleşimine yönelik çözümler ve stratejiler bulunmalıdır. Ancak daha da öncelikli olan; “kırılgan” kesimlerin kırılganlığını azaltacak, dirençli yerleşim alanlarının ve sağlam altyapıların inşa edilmesidir. Böylelikle göç eden nüfusun artması engellenebilir, engellenemeyen göçler için ise yeni yerleşim alanlarının sürdürülebilir ve aksaklığa dayanıklı hale gelmesi sağlanabilir. Ayrıca bu “kırılgan” kesimlerin ekonomik entegrasyonunun sağlanması, uğraştıkları ekonomik faaliyetlerin iklimden etkilenmeyecek biçimde dayanıklı hale getirilmesi ve bunun için teknolojik gelişmelerden yararlanılması gerekmektedir.

Dipnotlar:
1https://www.weforum.org/agenda/2021/06/climate-refugees-the-world-s-forgotten-victims/
2
https://www.un.org/en/climatechange/science/causes-effects-climate-change
3
https://www.unhcr.org/climate-change-and-disasters.html
4 https://www.internal-displacement.org/global-report/grid2022/